ÖZET
Geçmişten günümüze kadar gelişen süreçte en ilkel topluluklarda bile insanlar belirli kurallar dairesinde yaşamışlardır. Bu kurallar her ne kadar ilk zamanlarda insanların teamüli olarak uyguladığı kurallar olsa da her zaman var olmuşlardır. Kurallar dışında davranışta bulunanlar ise çeşitli cezalar ile karşı karşıya gelmişler, toplum tarafından da kınanmışlardır. Suçlara ilişkin cezaların oluşum sürecinde pozitif hukuk kurallarının, yürürlükteki kanunların ve örf adet hukukunun önemli katkıları olmaktadır. Fakat bir suçun kanun koyucular tarafından hazırlanması süreci -sıfırdan bir kanun oluşturulmadığı sürece- o kanunun alındığı veya etkilenildiği ülkelerin toplumsal yapılarından izler taşıması kuşkusuz doğal bir durumdur. Kanun koyucularam beklenen ise kanun aktarımı yapılan ülkeden etkilenme durumunu da gözeterek, aldığı kanunu ülkesine uyarlamasıdır. Fakat her ne kadar bu durum yazıya dökülerek kolayca ifade edilmekteyse de uygulamada yeterince uygun ve doğru şekilde kanun aktarımı yapılmadığı da pek çok kez görülmektedir. Bütün hukuk dalları gibi Ceza Hukuku’nun gelişimi de toplumun ihtiyacı ile beraber seyretmiştir. Gerek siyasi otoritenin dayatması sonucu gerekse sosyal toplum düzeninin ihtiyaçları doğrultusunda ceza kanunları gelişime ve değişime uğramıştır. Bu değişim ve gelişim sürecinde ceza kanunlarıyla oluşturulan suç tiplerinin oluşumunda korunan hukuksal değer ön plana çıkmıştır. Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada en çok görülen ve işlenen suç tipleri insan hayatına yönelik suçlar olmuş ve ceza kanunlarının gelişimi sonrasında korunan hukuksal değer ''insan hayatı'' olmaya başlamıştır. Çalışmamız, ülkemizde mülga haldeki 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan 5237 sayılı mer’i Türk Ceza Kanunu’na geçiş sürecinde kanunların felsefesi gözetilerek, iki kanunun oluşumlarını etkileyen faktörleri bahis alacaktır. Yeni ifade tarzıyla ''Hayata Karşı Suçlar'' ın bu oluşum sürecinde nereden nereye evrildiği hakkında bilgi verilecek, korunan hukuksal değerlerin zaman içerisinde değişime uğramasının kanunların gelişimine etkisi incelenmeye çalışılacaktır.
ABSTRACT
(Bu alan orijinal metinde boş bırakıldığı için aslına sadık kalınarak başlık olarak korunmuştur.)
1. GİRİŞ
"Faşist için her şey devlet içindedir ve devlet dışında hiçbir şey var olamaz, bir değere sahip değildir… Devlet hakkın yaratıcısıdır… faşist devlet… insanı tümüyle disiplin altına alır, ruhunun ruhu olur… faşizm… disiplini ve ruhların derinine dalacak ve orada karşıtsız hüküm sürecek otoriteyi gerektirir…"
— Mussolini ¹
Kanunların yapılış sürecinde kanun koyucuları etkileyen birçok etken bulunmaktadır. Bunlardan bazıları vardır ki, toplumsal yapı içerisinde büyük hasarlar bırakır. Ülkemizde भी böylesi bir durumla mer’i ceza kanunumuzun yapılış sürecinden önce karşılaşılmıştı. Kaynağı 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan bahsediyoruz. Bu kanun alındığı ülkedeki faşist dönemin izlerini elbette taşıyacaktı. Fakat bu izlerin idraki, daha sonra meri kanunumuzun oluşum sürecinde olacaktı.
Çalışmamızda mülga ve mer’i ceza kanunlarında yeni kanunun başlıklandırmasıyla hayata karşı suçlar bölümünü inceleme konumuz içerisine alacağız. Bu süreçte öncelikle kanunların bulundukları dönem itibariyle oturtuldukları zihniyetten bahsedilecek, sonrasında ise mer’i kanunumuzda ''hayata karşı suçlar''ın mülga kanun ile karşılaştırmalı olarak farklılıklarından ve benzer kalan yanları çalışmamıza vücut verecektir.
Bilimsel çalışmaların çoğunlukla bir probleme cevap vermek, çözüm üretmek amaçlı yazıldığını bilmekte isek de, bizim bu çalışmadaki amacımızın konumuz bakımından bu amaçtan uzak kalacağını da belirtmek isteriz. Çalışmamızda amacımız -getirebildiysek- konu ile alakalı değişik bir bakış açısı getirmek ve konu ile ilgili bilgilendirme mahiyetinden ibaret olacaktır. Çalışmamızın bu amacı taşıdığı bilinciyle okunmamız ve bu amaca göre değerlendirilmemiz en büyük arzumuzdur.
2. MÜLGA TÜRK CEZA KANUNU VE MER’İ TÜRK CEZA KANUNU DÖNEMLERİNE BİR BAKIŞ
Mülga 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu 1 Mart 1926’da TBMM’de kabul edilmiş ve 13 Mart 1926’da yürürlüğe girmiştir. 765 sayılı kanunun dokuzuncu babında bahsedilen şahıslara karşı cürümlerin birinci faslındaki adam öldürmek cürümleri özelinde inceleme yapmadan evvel, bu kanunun iktibas kaynağı İtalyan Adalet Bakanı Giuseppe Zanardelli’nin ismiyle anılan, 1889 tarihli Zanardelli Kanunu ve dönemini ele almak kanunun ruhunu anlamamızı kolaylaştıracaktır. 1889 tarihli Zanardelli Kanunu dönemin liberal yapıda kanunu özelliğini taşımaktaydı. 1930’lu yıllara gelindiğinde Benito Mussolini iktidarındaki İtalya’da faşist hareketler çoğalmış, devleti önceleyen, devlet sınırlarının genişletme amacını güden ve vatandaşlar nezdinde bir baskı rejimi hakim olmuştur. Bu vaziyetteki dönemde İtalyan Ceza Kanunu da değişikliğe uğrayarak Rocco Kanunu olmuştur. Bu dönemde, Zanardelli dönemindeki serbest fikre dayanan anlayıştan kopulmuş yerine baskıcı faşist anlayış hakim olmaya başlamıştır.
Liberalizme tepki olarak doğan faşizmin İtalyan Rocco Kanunu’ndaki karakterinden bahsetmek gerekirse; giderek bireyi dışlayan ceza sorumluluğu sistemine ulaşmış, devlet-ulus çıkarları ile bireyin çıkarları arasında çelişki olabileceği varsayımına dayanarak, siyasal sistemin izin vermediği düşünce ve davranışları, devletin korunması adına, suç saymış, ''bireysel hak'' kavramını yadsımıştır. Bu anlayış, bireyi, siyasal düzenin dışına atmış, deyim yerindeyse devleti adeta kutsiyet izafe ederek yüceltmiş ve esas korunması gereken insan değerini ise geri planda bırakmıştır. Bu kapsamda, her suç doğrudan veya dolayısıyla devlete karşı sayılarak, bireysel hakların, özgürlüklerin sınırlanması, devletin meşru müdafaası olarak nitelendiriliip, haklı sayılmıştır. ² Mülga Türk Ceza Kanunu’na ise 1936 yılında bu dönemdeki anlayış iktibas edilmiştir.
1930 İtalyan Ceza Kanunu, 1889 İtalyan Kanunu'nun "devletin güvenliğine karşı" saydığı suçları değiştirerek, "devletin siyasal çıkarlarına karşı" gördüğü suç tiplerini, "devletin şahsiyetine karşı cürümler" başlığı altında toplamıştır. Bu değişikliğin Mülga Türk Ceza Kanunumuza iktibası ise yine benzer şekilde devletin güvenliğine karşı tüm suçların ''devletin arsıulusal şahsiyetine karşı cürümler'' başlığı altında düzenlenmesi şeklinde olmuştur. ³
Faşizmin yıkımından sonra, 1930 İtalyan Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklerle faşizmin belirgin kuralları giderilmiş, kalanlar ise çağdaş demokratik kurallara uygun olarak yorumlanmıştır. Örneğin, ''devletin şahsiyetine karşı cürümler'' başlığı yerinde durmaktadır. Fakat, bireyden soyutlanmış, devletin kendine özgü yararı olduğunu ileri süren bir bilim adamı yoktur. Aksine, insan hakları ile sınırlı, insancıl ceza hukukunu, korunan hukuksal yararın bireysel haklar ve insan yaşamı olduğunu savunan, çağına yakışan bilim adamların başında italyan cezacıları gelmektedir. ⁴
Yaklaşık 80 yıla yakın bir süredir yürürlükte kalan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 1.6.2005 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Türkiye için ceza hukuku alanında reform dönemi olarak adlandırılan 1 Haziran 2005 sonrası dönemde, temel kanunlar olan Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un uygulanmaya başlanması sebebiyle ceza hukuku alanında yeni bir başlangıç yapılmıştır. ⁵
³ ÇETİN, Özek, sf. 42
⁴ ÇETİN, Özek, sf. 42
⁵ SÖZÜER, Adem, Türk Ceza Hukuku Reformu: Dünü, Bugünü Ve Yarını (Türk Ceza Hukuku Reformunun AB Üyesi Kara Avrupası Ülkelerindeki Reformlarla Karşılaştırılmasına İlişkin Notlar), D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş TEZCAN’a Armağan, C.21, Özel S., 2019, s. 3031-305
3. MERI VE MÜLGA TÜRK CEZA KANUNLARINDA HAYATA KARŞI SUÇLARIN KARŞILAŞTIRILMASI
5237 Sayılı mer’i Türk Ceza Kanunu’muzun 81. maddesiyle ''Kişilere Karşı Suçlar'' başlıklı ikinci kısmın birinci bölümü olan ''Hayata Karşı Suçlar'' bölümüne, kasten öldürme suçu ile giriş yapılmıştır. Kasten öldürme suçu, tüm ülke kanunlarında yer alan bir suç türüdür. ⁶ Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda da tüm ülke kanunlarında olduğu gibi bu suça yer verilmiştir. Fakat mülga kanunun sistematik farklılığı söz konusu idi. Bu farklılık ise kanunun iktibas edildiği 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu’ndan kaynaklanmaktaydı.
İtalyan Ceza Kanunu olduğu gibi, Mülga 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda da ihlal edilen hukuki varlık ve menfaate göre bir sıralama yapılmıştı. Bu sıralamaya göre ceza hükümleri on gruba ayrılmış ve bunlar sırasıyla; devletin şahsiyetine karşı cürümler, devlet idaresi aleyhine işlenen cürümler, hürriyet aleyhinde işlenen cürümler, ammenin nizamı aleyhinde işlenen cürümler, adliye aleyhinde cürümler, ammenin itimadı aleyhinde cürümler, ammenin selameti aleyhinde cürümler, adabı umumiye ve nizamı aile aleyhinde cürümler, ''şahıslara karşı cürümler'' ve mal aleyhinde cürümler olarak belirlenmiştir.
Mülga kanunun bu düzenlemesine bakıldığında, devleti adeta kutsiyet izafe edecek surette yüceltmiş olduğu gözler önüne serilmektedir. Pek tabii bu durum öğretide, önce insanın var olması, devletin insan tarafından kurulması nedeniyle önce bireysel varlıklara karşı suçların, daha sonra sosyal varlıklara karşı suçların düzenlenmesi yönünde yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. Bu eleştirileri değerlendirip dikkate alan kanun koyucu, mer’i 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, hayata karşı suçları özel hükümler kitabının içinde uluslararası suçlar başlığını taşıyan ilk kısımdan hemen sonra ikinci kısımda ''Kişilere Karşı Suçlar'' başlığı altında düzenlemiştir. Bu düzenleme, yalnızca basit bir sistemsel sıralama değişikliğinden ibaret olmayıp, bir zihniyet değişikliğinin ürünüdür. Düzenlenmede esas vurgulanmak istenen, insanın birey olarak devlet gibi sosyal varlıklardan önce geldiğini ve her hakkın temelinin yaşama hakkı olduğudur. ⁷
Mülga 765 sayılı TCK’da adam öldürme suçları; TCK’nın 448. maddesinden 455. maddesine kadar toplam 8 maddede düzenlenmiş iken; mer'i TCK’da aynı suçlar ''Hayata Karşı Suçlar'' başlığı altında 81-85. Maddeler arasında toplam 5 madde olarak düzenlenmiştir. Madde sayısının azalması sebebi, mülga kanunun 450 ve 449. maddelerinde yer alan ağırlaştırıcı sebeplerin mer'i TCK'da yer almaması ve mülga kanunun 452. maddesinde düzenlenen kastı aşan adam öldürme suçunun, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olarak mer'i kanunun 87/4. maddesinde düzenlenmiş olmasıdır.
Mülga 765 Sayılı TCK'nın 449 ve 450. Maddelerinde düzenlenen babalık, analık, evlatlık, üvey ana, üvey evlat, kayın baba, kaynana, damat ve gelinler hakkında adam öldürme suçunun işlenmesi, adam öldürme suçunun zehirlenmek suretiyle işlenmesi ve birden fazla kimseler aleyhinde işlenmesi mer'i TCK'da nitelikli hal olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenle, sayılan kimselere karşı işlenen adam öldürme hareketi, mer'i kanunun 82. maddesinde sayılan nitelikli hallerden birine girmediği durumda, aynı kanunun 81. maddesinde düzenlenen kasten öldürmenin temel şekliyle sorumluluk gündeme gelecektir. Aynı durum zehirlemek suretiyle öldürmek suçu için de geçerlidir. Birden fazla kimsenin öldürülmesi halinde ise tek başına bu durum nitelikli halin uygulanmasını gerektirmeyecek, gerçekleştirilen öldürme eylemi, mer'i kanunun 82. maddesinde sayılan nitelikli hallere girmediği takdirde, öldürülen sayısınca aynı yasanın 81. maddesi tatbik alanı bulacaktır.
Mülga kanunun 450. maddesinde düzenlenen adam öldürme suçunun ''Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden biri aleyhine veya üyelik sıfatı sona ermiş olsa bile bu görevinden dolayı işlenmiş olursa; velevki husule gelmiş olmasın diğer bir suçu hazırlamak veya kolaylaştırmak veya işlemek için ika olunursa; bir suçtan hasıl olacak faydayı elde etmek veya bu gayeye vasıl olmak maksadıyla yapılan ihzaratı saklamak için veya takip edilen gayeye vasıl olamamaktan mütevellit infial ile işlenmiş olursa; bir suçu gizlemek veya delil ve emarelerini ortadan kaldırmak veya kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin maksadıyla vukua getirilirse; devlet memurlarından biri aleyhine görevi esnasında veya devlet memurluğu zail olsa bile bu görevi yapmasından dolayı işlenmesi'' halleri mer'i 5237 sayılı kanunda farklı bir şekilde düzenlenmiştir. Özellikle milletvekili kamu görevlisi sayıldığından, ayrıca hüküm altına alınmamış, devlet memurlarının görevi esnasında öldürülmeleri de nitelikli hal olmaktan çıkarılmış, ancak görevleri sebebiyle öldürülmeleri nitelikli hal olarak görülmüştür.
Bunlardan ayrıca mülga 765 sayılı TCK'da yer almayan adam öldürme suçunun bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle çocuk ya da beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, gebe olduğu bilinen kadına karşı ve töre saikiyle işlenmesi mer'i kanunumuzda nitelikli hal olarak alınmıştır. ⁸
Kasten öldürme suçunda korunan hukuki yarar ve mer'i kanunun suçun tarifini yaparken mülga kanuna göre kullandığı dil hususundan birkaç cümle ile bahsetmek gerekirse; korunan hukuki yarar hususunda mülga kanunun aksine bir öncelik sıralaması yapılmış ve sistematik olarak suçun kanundaki yerinden görüleceği üzere insan yaşamı diğer tüm haklardan önce korunmaya değer bulunmuştur. Mer'i kanun mülga kanunun kullandığı ''adam öldürmek'' ifadesini kaldırmış ve böylelikle öldürmenin yalnızca ''maskülen'' kalıba sığdırılmış biçiminden sıyrılmıştır.
⁷ ARTUÇ, Mustafa, Kişilere Karşı Suçlar, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2018, sf. 1-2; EREM, Faruk/TOROSLU, Nevzat, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Gözden Geçirilmiş 8. Baskı, Savaş Yayınevi, Ankara 2000, sf. 1-52
⁸ HAKERİ, Hakan, Yeni Türk Ceza Kanununda Hayata Karşı, Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar; İşkence ve Eziyet, Terk ve Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçları. Şanlıurfa Barosu Dergisi, 1, 2005; CENTEL, Nur/ZAFER, Hamide/ÇAKMUT, Özlem, Kişilere Karşı Suçlar, Beta Yayınevi, İstanbul 2007, sf. 16-19; ARTUÇ, Mustafa, sf. 2
4. SONUÇ
İnsanlık tarihi boyunca savaşlar, çeşitli ideolojik görüşler, bireysel çıkarlar arasında hep geri plana atılmış olan bir hak vardı; yaşam hakkı. İnsanlar kurmuş oldukları devletlerde genellikle sosyal varlıklara değer vermişler, o varlıkların kurucuları olan kendilerini korunmaya değer bulmamışlardır. Neyse ki yaşam hakkı aradan geçen devletler, ideolojiler ve zihniyetlerden sıyrılıp, evrensel bir değer görülüp ceza hukuku alanında da korunan hukuki varlıkların başında gelmeye başlamıştır.
Çalışmamızda da bahsettiğimiz üzere; yaşam hakkına ülkemizde de verilen değer yıllar içerisinde kanun koyucular tarafından dikkate alınarak gelişime uğramıştır. Çalışmamız bu hakkın özellikle mülga ve mer'i kanunlarımızda işleniş şekillerini incelemek amacıyla ele alınmış, incelenen dönemlerin nasıl bir zihniyet içerisinde olduğu açıklanmıştır. Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile yerine gelen mer'i 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun hayata karşı suçlar olarak kabul ettiği suçların ilgili hükümleri ve hükümler arasındaki farklılıklar hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda ayrıca ceza hukuku alanında kanun iktibas sürecinin ne şekilde olduğu da bir nebze görülmektedir.
Bir son söz olarak belirtmemiz gerekir ki; kanunların iktibas sürecinde, salt dönem ideolojileri ile hareket edilmesi evrensel değerlerin gözetilmesine engel olmakta ve asıl korunmaya muhtaç olan hukuki varlıkların hukuki korumadan uzak kalmasına sebebiyet vermektedir.
5. KAYNAKÇA
- 1) ARTUÇ, Mustafa, Kişilere Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, 2018.
- 2) CENTEL, Nur / ZAFER, Hamide / ÇAKMUT, Özlem, Kişilere Karşı Suçlar, Beta Yayınevi, İstanbul 2007, sf. 16-19.
- 3) ÇETİN, Özek, "1997 TÜRK CEZA YASASI TASARISI" NA İLİŞKİN DÜŞÜNCELER, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 56.1-4: 21-68.
- 4) EREM, Faruk / TOROSLU, Nevzat, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Gözden Geçirilmiş 8. Baskı, Savaş Yayınevi, Ankara 2000, sf. 1-52.
- 5) HAKERİ, Hakan, Yeni Türk Ceza Kanununda Hayata Karşı, Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar, İşkence ve Eziyet, Terk ve Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçları, Şanlıurfa Barosu Dergisi, 1, 2005.
- 6) KOZAK, İbrahim Erol, Hukuk Felsefesi Ve Sosyolojisi, Palet Yayınları, Ocak 2018, Konya.
- 7) ÖZEN, Mustafa, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Üzerine Bazı Tespit ve Değerlendirmeler, Terazi Hukuk Dergisi, 2(8), 83-90.
- 8) SÖZÜER, Adem, Türk Ceza Hukuku Reformu: Dünü, Bugünü Ve Yarını, D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş TEZCAN’a Armağan, C.21, Özel S., 2019, s. 3031-3050.
- 9) TUNÇAY, Mete (derleyen), Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi, Ankara 1969.